İLÇEMİZİN OSMANLI DÖNEMİ
Beylikler ve Selçuklular dönemi içindeki doğudan Anadolu'ya göçte yaşanan kargaşa Türkmen boylarının Anadolu'da sürekli yer değiştirmesine ve onu daha iyi tanımalarına yol açmış, Türkmen boyları kendi güvenlikleri için beslenme, hayvancılık, tarım için uygun gördükleri kışlak ve yaylaklara yerleşerek yurt edinmişlerdir.

Bu yurtlanmada, bulundukları yerleri mensup oldukları boylarının, beylerinin, kahramanlarının veya yerleşim alanının özelliklerine göre uygun gördükleri kendi kültürel özelliklerinin etkisiyle adlandırmışlardır.

Çorum il merkezi ve köylerinde olduğu gibi Hüseyinabâd (Alaca) merkez ve köylerinde de yerleşme adlandırmayı, açık olarak görebiliyoruz. Daha önceki araştırmacıların, Hüseyin Abâd (Alaca) yerleşiminde 'Mamalu' aşiretini tek boy gösterdiği gibi hataya meydan vermeden çevreden merkeze doğru bir kuşatma ile örnekleyecek olursak; Çepni (Çöplü-Alaca), Bozdoğan (Alaca), Maraşlı (Alaca), Beydili (Büyük Söğütözü-Alaca), Yaparlı (Eskiyapar-Alaca), Kızıl (Kızıllı-Alaca), Kızkaraca (Alaca), Kargın (Alaca), Koyunlu (Koyunoğlu -Alaca), Alamaslı (Alaca), Avşar Divanı (Alaca), Eymir Çayı (Alaca), Dedekargın (Camili-Alaca).

Alaca (Hüseyinova) merkezde, ilk yerleşim bölgede yaşayan Rumlara ait ancak Türkmenlerin gelip yerleşmesi kendi kültürlerini yaşatmaya çalışmaları, yer adlarını değiştirmeleri, yeni adlar koymaları, çoğalmaları, Rumların değişime uğramasına bölgeyi bırakarak çekilip gitmeleri sonucunu beraberinde getirmiştir. Merkezde Rumlar yaşarken gelen, Türkmenler Maraşlı, Mamalı, Karakeçili, Ceritli, Dedesli, Hırka, Gündoğdu, Avşar, Bayburtlu, Dulkadirli... vb. Her bir boyun kendi içindeki oymakları konar göçer yaşarken göçe katılmayıp yerleşik hayatı seçenler tarafından üç mahalle şeklinde karşımıza çıkar.

1. Maraşlı Bölgesi: Maraşlı Parkı çevresi
2. Büyük Maşatlık: (Meydanlıktan, Ziraat Bank, Hükümet konağı, Dumlupınar, Sebze Hâli).
3. Küçük Maşatlık: Yerleşim eski mezarlığın yeri, asıl maşatlık M. Akif İlköğretim Okulu'nun yeri ve devam eden yamaç ile Afet evlerinin bulunduğu mahaldir.


1300'lü yılları takiben ovadaki su ve bataklık alanlar arasında en uygun yer bugünkü Ayhan Mahallesi'nin yeridir. (Cedid-i Sultaniye) adıyla tapu ve ip kayıtlarında mevcuttur. Cumhuriyetin ilk yıllarında Hüseyinabât'ın (Alaca) mahalleleri, Ayhan, Günhan, Yıldızhan, Oğuzboy adlarıyla; daha ileriki zamanlarda Denizhan, Özhan, Cengizhan, Cumhuriyet mahalleleri olarak adlandırılmışlardır. Bu izahat bizi gösteriyor ki Türkler, yurt edindikleri yerlere kendi kültür değerlerinin izlerini, isimden başlamak üzere her varlığa işliyorlar.

Bölgenin sosyal yapısında belirgin gruplaşmalar tespit edilmiştir. Bir grup belirli bölgelerde yurt tutmuş Türkmen ve Moğol oymaklarını içerirken; ikinci bir grup bazı kaleleri etraflarındaki kasaba ve köylerle birlikte ellerinde tutan ve ikta sahibi olan eski Danişmendiye sülalesine ait asilzadeler ve aynı şartlarda Moğol kumandanlarını içermektedir. Üçüncü grup ise köylerde yaşayan çiftçiler ile şehirlerde yaşayan ve ticaret ya da bağ-bahçe işleriyle uğraşanları yahut vakıf müesseselerinden geçinenleri içermekteydi.'

Örneğin, 'Bu sosyal yapı üzerine 1341'de Moğol Emirlikleri'nden Alaattin Eretna tarafından Eratna Beyliği kurulmuştur. (1335 yılında Ebu Said Bahadır Han'ın ölümü üzerine İlhanlıların son Anadolu Valisi Şeyh Hasan İran'a giderken Alaattin Eratna'yı vekil bırakmıştır.) Merkezleri Sivas-Kayseri olmak üzere iki tane olup ayrıca Moğol umumi valilerince 'Rum Vilayeti' olarak yönetilen Amasya, Tokat, Çorum, Develi Karahisar, Ankara, Zile, Canik, Ürgüp, Niğde, Aksaray, Erzincan.

'Hüsamettin Timur'un 1243 Kösedağı savaşı sonrası Çorum ve Osmancık çevresinde kontrolü sağlayıp Kalehisar Temurlu'ya yerleşip imar faaliyetinde bulunması yazılıdır. Yöredeki 'Hüsemiye Medresesi ve Hamam Harabesi' 'kale kalıntıları' bunun en güzel örnekleridir. Kalehisar Temurlu, 1300 tarihinde bayındır bir kentti. Tabuoğlu adındaki kişiye ait düzenlenmiş bir vakfiye suretinde; '... Medene-i Karahisar Demirli (Temürlü ) de, Hüsameddin Medresesine gerek bu kasabada Kain Dekâkin (Dükkanlar) ve gerek Hüseyinabâd kazasında baki bir çok malikhane(nin) 'ayrıldığı' kayıtlıdır.'

'Yine 1362 tarihi Şucaaddin bin Taybu'ya ait Hüccet-i Şer'riyye'de ise 'Sincan nam Saru Bey köyünde kain bütün müştematlı (içine alan) ile çiftliği Çorumlu nahiyesine tabi Çarık ve Yenice çiftliğini Geyve Köyü'nün yarısını ve Kot yolunun dörtte birini Karahisar Temurlu'ya tabi İnce öz köyünün yarısını, Ecilce ve Köpelce köylerinin yarısını Zile Kadılığı'na tabi Hüseyinabâd'ın Kızkaracalu divanın hepsini ve Acemi ve Kördek köylerinin dörtte birini, Alaca'lar karyesinin (köyünün) yarısını, Hamillerden Maada Ağca kışla, Hüseyinabâd'a tabi Kınık, Kellik Divanı'nın hepsini, Tutaş Hasır Kavağı, Paydökin, Pınarbaşı, Sorgun ve Konyacığaz, Ambarcık ve Arıcık ve Çorum'a bağlı Kınık'taki arazilerini' vakfeylediği yazılıdır.'

'1363 tarihli Hüsameddin Bey'e ait olan vakfiye suretinde özetle, Gerdekkaya hududu, Hışır Boğazı'ndan Derekoyağı deresine kadar olan bölge ile uzun belek, gökören köyünün tamamı, yağlı köyünün tamamı, Tomaktaş ve İğdeli Dere Beşir Köyü'nün tamamının vakfa ait olduğu görülmektedir.'

'665/1266M tarihinde Karahisar kasabasında hüküm süren Hüsameddin Timurtaş, aynı tarihli vakfiyesinde medreseye arazi vakfetmiştir ve belki de bu nedenle yapı Hüsamiye Medresesi olarak anılmaktadır. Vakfedilen arazi göz önüne alınınca, Karahisar Demirli kazasının o zamanki genişliği anlaşılmaktadır. Zaten burada yürütülen kazılarda medreseden başka Kervansaray ve hamam da ortaya çıkmıştır. Eğer bu yapının bir Kervansaray olduğu görüşü benimsenirse 14. yy'da Çorum'un batı ve doğusunda geçen iki anayolun bir ara yolla bağlandıkları düşünülebilir. Karahisar Demirli Kadısına 993/1585 M. tarihinde gönderilen bir hükümde kadının medresede değil handa oturması gereğini bildirmektedir ki bu da her iki yapının bu tarihte işlerliğini koruduğunun kanıtıdır.'

'Alaca İlçesinin 3 km güneyinde, Hüseyin Gazi Medresesi olarak tanımlanan ancak belki de bir tekkeye ait olan yapı kalıntısı 13. yy ortalarına tarihlenmekte ve bu yörede de bir Selçuklu yerleşmesi bulunduğunu düşündürmektedir.'

'16.y.yılda Çorum'un kazaları arasında geçen Karahisar-ı Demirli'nin de eski ve büyük bir şehir olduğu bilinmektedir. Hatta buranın, Selçuklu çağında idari bir merkez durumunda olduğu ve o dönemde ülkedeki yeni oluşum gereğince merkezin Çorumluya bırakılmış bulunabileceği öne sürülmektedir. Ancak bu Selçuklu kasabası 'uc' bölgesi olma özelliğini kaybedip sağlam kalelerin fonksiyonunu yitirmesi üzerine, Osmanlı devrinde şehir olarak küçülmüştür. Nitekim 1576 tahririne göre Karahisar-ı Demirli iki mahalleden ibaret küçük bir kaza merkezi haline gelmiştir.

Bu durum, Anadolu kentlerini ve bunların çevre kasaba ve köylerini de içermekteydi. İç yapısı karışık olan bu beylik 1352 yılında Eratna Bey'in ölümüyle büsbütün karışmış ve zayıflama başlamıştır.

1360'lar da Amasya Beyliğini (Tokat ve Canik illerini içine alan) Kutluşah kurmuşsa da aynı yıl içinde ölümü ile Çorum ve yöresi yeni yönetim değişikliği ile bu kez de Amasya hükümdarı Şadgeldi Paşa'nın beyliğine bağlanmıştır.

Osmanlı Devleti I. Murat dönemini yaşamaktadır. Anadolu'daki fetihler Ankara çevresine kadar ulaşacak, ancak Çorum ve Alaca-Bozak çevresinin fethi (Osmanlı hakimiyetine geçmesi) bir müddet daha gecikecektir. Araya kadı Burhanettin Beyliği girecektir.

14.yy.ın ikinci yarısında bir fikir adamı olarak ün yapan Kadı Burhanettin, Eratna ve Karamanı'lerle giriştiği mücadeleyi kazanarak bölgedeki hükümdarlığını başlatır. 1380 Malatya,Kayseri,Ankara,Çankırı, Kastamonu istikametindeki genişleme (Sivas merkez), Osmanlılar aleyhine dengeyi bozar niteliktedir. Çandaroğulları ve Karamanoğullarının tehlikeli durumlarını da dikkate almak gereklidir.

'Yıldırım Beyazıt'ın 1390 sonbaharında Anadolu hareketine girişmesine neden olmuştur. 1391 ilkbaharında Yıldırım Beyazıt Candaroğulları ülkesine Kastamonu'yu alarak Candar Beyliği'nin Kastamonu şubesine son vermiştir. Osmancık'a yönelen Yıldırım Beyazıt'ın gücünü Osmancık ve Amasya'nın kabul etmesi üzerine Kadı Burhanettin'e savaş için haber göndermiştir.

Çorumlu sahrasında Kırkdilim mevkiinde 1392'de Temmuz ayında yapılan savaşta Osmanlı ordusu yenilmiş ve Şehzade Ertuğrul ölmüştür. Kadı Burhanettin, Ankara'ya kadar geniş bir alanı yağma ettirmiştir. Ancak II.bin Osmanlı kuvveti, Kastamonu, Osmancık, Çorum, Merzifon ve Amasya çevresini geri alabilmiştir. 1393-1394 ve 1404 tarihlerinde bölgedeki Kara Tatarların bir kısmı Timur tarafından Anadolu'da göçürülmüş, kalan bir kısmı ise 1416'da Çelebi Mehmet tarafından Rumeli'ye nakledilmiştir. Bölgede ancak 1461 Fatih tarafından Trabzon'un fethinden sonra imparatorlukla bütünleşmiştir.

'Rum eyaleti sancakları; I. II. Murat'ın son zamanlarına doğru mevcut olan halidir ki buna 'Vilayet-i Rûm-ı Kadim' denir. 5-6 sancağı vardır. Amasya (Paşa sancağı), Tokat, Sivas, Sonisa, Niksar, Canik, Karahisar-ı Hasan Dıraz (Şarkî), Çorum-Bozok tahrir defterlerinde hariç tutulmuştur.'

'Fatih'ten sonra teşekkül eden yeni Rum eyaletinin halidir ki, buna da 'Vilayet-i Rûm-ı Hadis' denir. Yeni Rûm eyaleti 10 sancaktır. Yukarıdakilere ilaveten; Trabzon, Kemah, (bir ara) Bayburt, (bir ara) Gerger, Kahta,Malatya, Divriği ve Darande. Çorum ve Bozok livaları da her ne kadar tahrir defterleri şemasında yer almasa da bu eyalete dahildir. Sonradan bu durum değişmiştir.Değişikliklerin çoğu Kanuni devrindedir.

'14-Eyaleti Sivas, yedi sancaktır. Defter kethüdası, defter emini, tımar deftarı, çavuşlar kethüdası ve emini, çeribaşılar vardır. Şehr-i Sivas Rum Paşa sancağıdır.Sancakları: Liva-i Divriği ve Çorum ve Keskin ve Bozok ve Amasya ve Tokat ve Zile ve Canik, Arapgir. Ba'dehu Zile valide hassı olmuştur. Liva-i Sivas: 48 zeamet, 928 tımardır.'

'Kanuni Devrindeki sınırları: 929/1522 tarihli bir sancak listesine göre ise; Sivas, Amasya, Karahisar-ı Dıraz Hasan, Çorum, Canik, Trabzon, Bayburt, Kemah, Gerger, Kâhta, Besni, Malatya, Darende, Divriği, Kırşehir, Ma'a Bozok, Elbistan, Maraş, İspir. 3. listede ise: Çorum livası üçüncü sırada yer alır.' Alaca (Hüseyinova), Sivas eyaletine bağlı Bozok sancağı içinde yer almaktadır.

'Evliya Çelebi Seyehatnâmesi'nde Bozok Sancağı; Engürü toprağında Çokdurca kazasıdır. Buraya yakın İmadiçi, Çorum'la Bozok Sancağı arasındaki Demirli Karahisar'ın kazasıdır. Bozok Sancağı, dokuz kadılık olup gelişmiş bir kazadır. Sorkun kazası, yetmiş parça güzel köylerden ibarettir. Akdağ kazasının yüz adet şenlikli köyleri vardır.

Hüseyinova Kazası: Cihanın kutbu Şeyh Çin Osman Hazretleri, burada bir köyde yatmaktadır. Bu zat, Türk Türkan Hoca Ahmed Yesevî atamızın yedinci halifesidir. Çin diyarında tahta kılıçla yedi başlı ejder öldürdüğünden Emir Çin Osman diye nam olmuştur. Allah sırrını mukaddes eylesin.'

'Sunguroğlu köyüne geldik.

Bozok Sancağı hududunda, değirmeni güzel gelişmiş bir köydür. Bir bayır başında kurulmuştur. Buradan yine kuzey tarafına giderek Elvan Çelebi köyüne geldik. Hüseyinovası buraya yakın olup, Bozok sancağı kazasındadır. Gayet mamur bir köydür.

'Mamalı oymaklarına harap ve sahipsiz yerlerde ev yapmak, gösterilen yerlere ekin ekmek, yaylağa gidip gelmeden feragat edip tayin edilmiş hudutlar içindeki derbentleri ve geçitleri Rakka ve diğer yerlerden gelecek olanlara karşı muhafaza etmeleri ek şartı ile yerleşmeleri teklif edildi. Bu tekliflerin yalnız Kırık ve Kızıllı oymaklarından şekâvet yapanları ile Şarıklı oymağı hariç tutulmuştu. Esasen bunlar, 1693'de Rakka'ya iskânları emredildikten sonra dahi tayin edildikleri yerlere gitmedikleri gibi vergilerini de vermiyorlardı. Mamalı oymaklarının çoğunun Bozok'ta bulunması sebebiyle Bozok'ta yerleştirilmelerinden daha müsait bölge olamazdı. Verilen emirde Şarıklı, Kırık, Kızıllı oymaklarının Rakka eyaletinde uygun görülecek yerlere iskânları diğerlerinin ise 1696'da Bozok sancağı içindeki müsait yerlere iskân edilmeleri kararlaştırıldı.

Ocak 1696'da Anadolu Müfettişi Yusuf Paşa ve Bozok Kadısı olup, İskan memuru tayin edilen Ebubekir gönderilen fermanda, bedeti nüzûl, adeti ağnam ve avarız vergileri mukabelesinde maktuları olan 2500 kuruşu tahsil ile Sorgun'da akdedilen bir mecliste Mamalı oymakları şartları kabul ettiler. Kasım 1696 (evahır-ı rebiyülevvel. 1108); dair bir de hüccet tanzim edildi.

Mamalıya bağlı olan ve iskân edilen obalar şunlardır: Kafir-Kıran, Selman Fakılı demekle maruf Mahmud ve ona tabi olanlar, Kırık Elhac Ali ve akrabası, Turgut Oymak Beyi'nin oğlu Ömer Bey'e bağlı olan oba ve oymaklardan mürekkeb idi. Ayrıca Çakallı Şarıklısı, Haydarlı, Nefesli, Yakublu, Karacalı ve Selman Fakılı perakendeleri, Beçilü, Arife Gazili, Keller, Al-i Ganem oymaklarını da ilave etmek gerekir.

1701-1702 yıllarında, mahalli idarecilere emirler verildi. 1702'de yapılan tahkikat sonucunda Mamalı oymaklarından iki oymağın yerlerinde meskun oldukların diğer 14 oymağın ise yerlerini terkederek konar göçer hayatlarına devam etmeğe başladıkları görülmüştür."

(DİPNOT: 'Mesela 1710'da (Aynı defter, s.22,23) 1726'da (MD.nu133, s.338) ve 1732'de (MD.nu.139.s.54) vukû bulan hareketleri (muhtelif zamanlar aralarında çıkan şekavet unsurları Rakka eyaletine nakledilerek mes'ulleri cezalandırıldı ve kefalet paraları da tahsil edilmek suretiyle iskan nizamı muhafaza edildi) bu şekilde cezalandırılmıştı.)

Mamalı oymağına mensup olan Çorum Sancakbeyi Ömer Paşa oymağına mensup olanlar ile nizamsız hareketlere tevessül ettiği için 1724'de te'dip edilerek katledilmiştir. (Çelebizâde Asım, Tarih. S.111-112) Bu zatın oğlu Osman Paşa'da Amasya Mutasarrufluğu'nda bulunmuştur.

İlçemiz ve çevresinde, M.Ö 4000 yılından itibaren varolan yerleşik hayat, zaman içinde değişikliklere (topluluklar ve kültürleri) uğrayarak, hatta çok güçlü zengin dönemleri takiben; cılız, sessiz, ıssız, sükût dönemlerle birlikte uzun zamanlar savaşların yaşandığı sürekli kuzey-güney, doğu-batı yönlü geçiş alanı olmuştur.

XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yakın çevremizde Bozok-Çorum sancakları çevresinde 'Rakka-Tokat-Samsun arası' kuzey-güney doğrultulu aşırı hareketlilik görülmektedir. Kısmî ve zorunlu iskân politikasıyla bölge, sancak,kaza,bucak,nahiye ve köylerinde birbirinden farklı gelişmeler ortaya çıktı.

Konar-Göçerlerin Coğrafi Dağılışı:
'Bu gruba tabi oymaklar, yazın Arapgir, Canik, Divriği, Bozok, Çorum, Amasya ve Sivas sancaklarında yaylayıp kışı Antakya ile Şam arasında geçirirlerdi. Maraş, Elbistan, Kadirli, Kozan bölgelerinde ve kuzeyde Bozok ile Sivas eyaletlerini de kapsayan geniş bir alan içinde ise, Dulkadirli ulusu yurt tutmuştu. Tokat Voyvodalığı'na bağlı Bozok Sancağında da Mamalı Türkmenleri bulunmaktaydılar. Çorum ve Tokat sancakları dahilinde Hoca hasları mukataasına tabi Çunkar, Çepni ve İl-beyli oymakları bulunuyordu. Lekvanik cemaatleri de Çorum Sancağı dahilinde bulunup has reâyası idiler.'

a- Uzun süren savaşlar,
b- İktisadî buhran,
c- Vergilerin artırılması, yeni vergilerin ihdası 'İmdad-ı Seferiyye',
d- İsyanlar eşkıyalık hareketleri,
e-Konar-göçerlerin mevsimlere bağlı yaylak-kışlak hareketli, iskân faaliyetleri; harap ve boş alanların ziraata açılması,
f- Baskıya dayanamayan halkın, büyük şehirlere göçü.. gibi sebepler.

XVIII. yy için Hüseyinova (Alaca) merkez ve çevresi köyler, boş alanlar, oba ve mezralar, yukarıdaki sebeplere dayalı özellikle şekâvete dayalı hareketlilikten etkilenmiştir.

Etkileşimde rol oynayan Türkmen oymakları, iç-il yörüklerinden Bozdoğan aşireti, İfrâz-ı Zülkadriye Türkmenlerinden Cerid aşireti (Hacılı, Dokuzlu, İç-il yöreleri, Selmanlu), Çepni Cemaati (Receplü Afşarı'ndan, Çepni oymağı taifesi), Danişmendli Türkmenlerinden Çöplü Cemaati, Darıcı yörükleri, Dede Karkın Cemaati, Et Yemez Cemaati (İfraz-ı Zülkadriye) Eymür Cemaati (İç-il Türkmenlerinden), Fakihlü, (Salmanlu), Geyikli (Mamalu), Gündeşli, Dedesli (Maraşlı Türkmenlerinden), Kaçar, Kaçarlı Cemaati, Kavak Cemaati (Mamalu), Karkın (Zülkadriye), Kızıllı (Mamalu), Koyunoğlu (Cihanbeyli), Mamalu, Türkmenleri, Maraşlı Türkmeni (Zülkad), Silsüpür Ceridi, Şerefli Cemaati, Yaparlı, Beğdili vb. yöremizin nüfuslanmasında, yerleşim birimlerinin oluşmasında etkili olmuşlardır.

 
(Gerekli bilgi için bakınızx Prof. Dr. Faruk Sümer'in Türk aşiretlerine umumi bir bakış' adlı eserine bakınız. Cengiz Orhon'lunun 'İskan Teşebbüsü' adlı eserine bakınız. Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun Os.da XVIII.y.y İskan siyaseti aşiretlerin yerleştirilmeleri' adlı eseri.)
'Merkezi hükümet, asayişsizliğe meydan vermemek üzere daha önceleri sınırlarda bulundurduğu kapıkulu askerlerini, 1559'dan itibaren üç yıllığına Anadolu içlerine gönderdi.

Celalilerin ortaya çıkış sebepleri arasında Levendlerin Sekban adıyla kapılarında toplandıkları sancakbeyi ve beylerbeyinin azli yahut ölümü halinde, işsiz ve parasız kalarak asker kaçakları ile bir olup eşkıyalığa girişmeleri. Ayrıca 1596'da Eğri Seferi'ne gitmeyen tımarlı sipahiler hakkında takibata geçilince bunların çoğu Celalilere katıldı.
Merkezi idare, Celali İsyanlarını umumiyetle zor kullanarak bastırdı. Bu hususta Kuyucu Murat Paşa'nın faaliyetleri önemlidir.Bir kısım isyanlar, asiler, af ve taltif edilerek bastırıldı.
Hatta 'Ehl-i seyf' mensubu olan asi ve eşkıya reislerinden Karayazıcı'ya 1600-1602'de Ayıntap, Amasya ve Çorum Sancak Beylikleri, kardeşi Deli Hasan'a, 1602'de Bosna ve sonra Temeşvar Beylerbeylikleri, Kalenderoğlu'na, 1600 civarında Ankara Sancakbeyliği ve Katırıcıoğlu'na da 1649-1668'de Beyşehir ve Isparta Sancak Beylikleri ile Karaman ve Anadolu Beylerbeylikleri tevcih edildi.
1687'de asi Yeğen Osman'a Karahisar-ı sahip sancak beyliğinin verilmesi, yukarıdaki tevcihlerden daha da anlamlıdır. Zira Osmanlı Devleti'nde ilk defa, ehl-i seyf dışından bir kimse sancak beyliğine getirilmekteydi. Bunu, Yeğen Osman Paşa'nın dayısı Deli Veli ile diğer eşkıya reislerine Anadolu'nun çeşitli sancaklarının verilmesi takip etti.
Bu bahsi detaylandırmamızdaki sebep, Yeğen Osman Paşa'nın 'Yeğengazi' Çorum valilerinden Arif Hikmet Aykaç'ın 1936 yılında resmi bir yazıyla , kaymakamlardan ilçelerinde yetişen şairlerin nüfus kayıtları, yoksa İlçe'nin neresinden oldukları hakkındaki bilgileri istemiştir.
Alaca'dan gelen 26.06.1937 tarih 37-16 sayılı yazıda Yeğen Paşa'nın Çöplü Köyü'nden Baba Paşa adlı bir kişinin oğlu olduğu bildirilmiştir. Gayet tabi ki Hüseyinova (Alaca) bu zamanda konar-göçerlerin, Çorum-Bozok'ta olduğu gibi Celalilerin etki alanıdır. Yukarıdaki İzahta Mamalu oymak beylerinden Ömer Bey'i (Alacalı) 1710 tarihi itibari ile Çorum Sancak Beyliği'nde açıklamıştık.
'İsmail Hakkı Uzun Çarşılı 'Osmanlı Tarihi' adlı eserinin 3. Cildi sayfa 486'dan başlamak üzere Alaca (Hüseyinova) Çöplü Köyü'nden Yeğen Gazi (Yeğen Osman Paşa)için şu bilgileri vermektedir:
'Viyana bozgunluğundan sonra Anadolu'da Akkaş, Kara Mahmud, Yadiğaroğlu ve Bölükbaşı Yeğen Osman adlarındaki elebaşılar, sekban ve levent kuvvetleriyle Sivas'tan Bolu'ya kadar olan yerlerde faaliyete geçerek köy ve kasabaları soymağa başlamışlardı. Bu şakiler üzerine evvela Teftişçi Ali Paşa ve takiben Ömer Paşa tayin edilmişlerse de eşkıyanın cüretini artırmadan başka bir iş görememişlerdir.' Vezir Cafer Paşa tarafından Akkaş'ı Bitlis Han'ında, Yadigaroğlu'nu Koyulhisar'da yok etti. 'Eşkıyanın şiddetle takip edildiğini gören Bölükbaşı Yeğen Osman, (1685'te Ungurus yani Macaristan Serdarı olan Melek İbrahim Paşa'nın bölükbaşısı idi. Seferden firar ile Anadolu yakasına geçip Yadigaroğlu ile beraber şekavet yapıyordu.)
Eşkıyalıkta tutunamayacağını görünce, hükümet kuvvetlerine delalet ederek, Anadolu'dan asker sevkine memur Teftişçi Halil Paşa bölükbaşısı oldu. Sonra 1687'de, iki tuğ ile Afyonkarahisar mutasarrıflığı verilip beş yüz adam ile sefere gelmesi emrolundu. Yeğen Osman Paşa, bir müddet sonra dört bin kişi ile Rumeli tarafına geçirildi ve arzusu üzerine sancağına ilaveten kendisine serçeşmelik de verildiği (Sancakbeyliği derecesinde Sekban ve Levendlerin üst derece yetkilisi). Bu suretle Anadolu bunun ve maiyetindeki sekban ve levendlerin fenalıklarından kurtuldu.
'Mali durum, o kadar fena idi ki Yeğen Osman Paşa ile Rumeli'ye geçmek üzere İstanbul'a gelmiş olan saruca ve sekbanlar, 'Peşin altışar aylık ulufe ve yüzer kuruş bahşiş verilirse sefere gideriz.' dedikleri için ne ise topluca beherine sekizer kuruş verilmek üzere uyuşulup; cem'an 320.000 kuruş tuttuğu ve hazinede bulunmadığı için bedestende mevcut yetim âmalinden, cebren 300 kese altın alınarak vasilere bir miktar rehin verilip bundan başka cami ve mescit paralarıyla üst tarafı ikmâl edilerek tekmil edildi.'
'Sabık Vezir-i Azam boşnak Sarı Süleyman paşa ile Sadaret Kaymakam Recep Paşa için gönderilen (Kapıcıbaşı ile) hatt-ı hümayunda, Edirne'den ileri gelmemelerini emretti ve Yeğen Osman Paşa'ya da ayrıca bir hattı-ı hümayun yollayıp bu husustaki müzâheretini isteyerek kendisine bin altın göndermekle beraber kızı Hatice Sultan-ı vereceğini de vaid eyledi.'
'Siyavuş Paşa, Padişah'ın gönderdiği son hatt-ı Hümayuna uyarak Edirne'de kışlamak ister gibi göründü. El altından İstanbul'a hareket etmeleri için zorbaları tahrik ederek Padişaha da:
'İradeleri üzere Edirne'de kışlamağa ittifak olunmuşken kul tarifesi, otağımı basıp bunda kışlamazız ve ulufelerimizi İstanbul'da alıp şer'ile davamızı anda görürüz ve illa otağını başına yıkarız.' diye cebren tuğları kaldırdılar ve Yeğen Paşa kulunuz her ne kadar men'e çalıştı ise de çare edemeyip kıtale şuru olunmakla ol tarafa azimet ile fitne defedildi diye bir arize takdim etti. Filhakika Yeğen Osman Paşa, padişahtan aldığı altınlar mukabilinde İstanbul'a gidilmesini önlemek istemişse de muvaffak olamamış ve ocaklarla aralarında kanlı bir hadise çıkması güçlükle önlenmişti. 'Ocakağaları ordunun Silivri'ye vardığı sırada padişahın kardeşi şehzâde Süleyman'ın cülûsunu kararlaştırdılar'.
Ocaklılar, yeniçeriler, sipahiler, 'İstanbul'da edepsizliğe başladılar şehrin asayişi bozuldu; Yeğen Osman Paşa, çekindiği için İstanbul'a gitmeyip Çırpıcı Çayırı'nda kaldı. Davutpaşa, kışlasıyla ahırları atlara ve hayvanlara tahsis edildi. Avusturya cephesi pek nazik bir safha arz etmekte olup bu gidişle Belgrad'ta dahi tutunabileceği pek şüpheli idi.
Böyle pek nazik ve tehlikeli bir zamanda ordunun başına kuvvetli bir kumandanın gelmesi icap ederken Yeğen Osman Paşa gibi zorbalıktan paşalığa çıkmış bir eşkıya bozuntusu serdar tayin edilmişti. Vezir-i Azam İhtiyar İsmail Paşa, kendisi sefere gitmemek için Siyavüş Paşa sadaretinde kendisine Rumeli beylerbeyliği verilmiş olan Yeğen Osman Paşa'ya, Halep valiliği ile o mühim makamı vermişti. (16 Cemaziyel evvel 1099/20 Mart 1688). Zorba Serdar on bin kadar Saruca Sekban ile Kosova'da oturup Sancak vak'asından sonra İstanbul'dan kaçanlarda etrafına toplanmışlardı; bunlar İstanbul'a gidip seni Vezir-i Azam yapalım diye kendisini teşvik eylediler; Yeğen Osman Paşa, bundan cesaret alarak iyice kabardı; bir gaile çıkarmaması için her istediği yapılıyordu; daha sonra dayısı Deli Veli'ye Rumeli Beylerbeyliği ve Anadolu'dan levendleri toplamak üzere Kethudası Kara Mustafa'ya, Karaman eyaletini verip İstanbul'a gönderdi; Sonra kendisi de 'Ben bu kadar az askerle düşmana mukabele edemem; bu tarafa ya vezir-i azam gelmeli veyahut bana mührü hümayun ile sancağ-ı şerif gönderilmelidir.' diye haber gönderdi ve Üsküp'ten kalkıp Sofya'ya geldi.
Bunun üzerine serdarlıktan alınarak yerine Hazinadar Hasan Paşa ikinci defa olarak tayin edilip Yeğen Osman Paşa'ya Bosna Valiliği ve dayısı Deli Veli'ye de Hersek Sancağı verilerek memuriyetleri başına gitmeleri emrolundu; Yeğen Paşa, verilen emre itaat etmeyecek olursa, hakkında verilen fetva mucibince gailesinin def'i için bütün Rumeli Sancakları'na emirler gönderildiği gibi yeni serdara da icap ederse Belgrad'dan Sofya'ya doğru Yeğen Osman Paşa üzerine yürümesi yazılmıştı. Bundan başka Anadolu'daki Yeğen Osman Paşa levendleri üzerine nefir-î âm yapıldı.'
'İsmail Paşa'nın azli üzerine Anadolu'da Yeğen Osman Paşa tarafları Saruca ve Sekbanlar üzerine sevk etmek istediği nefir-î âm denilen halk kuvvetlerinin dağıldığını haber alınca Bosna'ya gitmeyip 'Benim istediğim mansıbı almak elimdedir' diyerek başındaki onikibin kişi ile Belgard'da bulunan Serdar Hazinedar başına gelen serdarlık beratını da kendi adına okutarak serdarlığı zorla aldı. Bir isyan hareketini önlemek isteyen hükmet de bu emr-i vakii kabul etti.'
'Şekâvetten başka bir şeyden anlamayan serdar Yeğen Osman Paşa tarafından gelen haberde Sava Nehri'ni geçerek karşı koymak mümkün olmadığı için 12 Şevval'de Belgrad'ın muhasara edildiğini ve kendisinin Belgrad müdafaasına Rumeli Beylerbeyi Ahmet Paşayı bırakarak Niş'e geldiğini bildirmiştir; Filhakika, Nemce kumandanı Maksimilyen otuz bin kişilik bir kuvvetle zemlinde bulunan Tökeli, İmre ve Osmanlı Kuvvetlerini dağıttıktan sonra Serdar Yeğen Osman Paşa'nın dayısı Veli Paşa'nın gafletinden istifade ile on bin kadar askerle Belgrad tarafına geçip karşısına gelen Osmanlı Kuvvetlerini bozduktan sonra Belgrad-ı kuşattı. Serdar Belgrad'ı yağmalattıktan ve orada bin yedi yüz muhafızla Ahmet Paşa'yı bıraktıktan sonra Niş'e kaçtı.
'Kendisine yerinden ayrılmaması bir hatt-ı hümayunla hançer gönderilmişti. Yeğen Osman Paşa, kendisine hançeri getiren kapıcıbaşı İsmail Ağa'ya 'Ben ne yüz aklığı ettim ki hançere müstahak olayım; bunu sana kim verdiyse götür teslim eyle;'
'Şer ile davam var, Asitaneye giderim; kâh üzerime nefir-i âm ettiler, kâh serdarlığım âhara verdiler ve serdar olduğum halde asker, cephane ve mühimmat göndermediler, Yeğen Paşa haindir, dövüşmez kaçar diye alemi benden nefret ettirdiler.' sözleriyle kapıcı başıyı geri döndürmek istediyse de ileri gelenleri; 'Padişahın ihsanı reddolunmaz; elbette kabul edin, sonra peşiman olursunuz' diye ikaz ettikleri için gönderilen hançeri beline taktı ve sonra kapıcıbaşıya :
'Baha Ağa, padişahın emri üzere kudretim mertebe bu tarafları korurum ve yine kasımdan sonra devamı görmeye asitaneye giderim; Vezir-i Azam'a böylece söyle' diye cevap göndermiştir. 'Erkanla görüşüp görüş birliği sağladıktan sonra...
'Kırım Hanı Selim Giray'ın padişah II. Süleyman'ı erkan huzurunda açıkça uyarması; Ungurus (Macaristan) Serdarı Yeğen Paşa'ya hükümetin aczinden bahis ile bunun bir küçük yılan iken şımartılarak yedi başlı bir ejder olduğunu ve göz göre göre muharebesiz Belgrad'ın düşmesine sebebiyet verdiğini, Rumeli ve Anadolu akrabalarından ve taraftarlarından vezir, beylerbeyi ve sancak beyi tayin ettirerek her iki kıt'a da kuvvetli taraftarlar peyda ettiğini, bunların zulmünden dolayı halkın dağlara sarp yerlere ve büyük şehirlere sığındıklarını söyledikten sonra;
'Yeğen dediğiniz vakitte korkunuzdan akciğeriniz görünür; kaht-ı rical mi vardır? Kaldı kaldı da devlet bu herife mi kaldı?
Ulema ve meşayihten bazıları sen sahibi hurucsun diyorlarmış; çok yazık Al-i Osman devletine ki bir hayırhah adamı kalmamış; eğer bunun tedariki görülmezse ne taraflarınız olur ve ne de işinize karışırım ve ne kılıç işinizde bulunurum' diyerek ilk ve son kat-i mütalaasını beyan etti.
'Yeğen Osman Paşanın maksadını anlamak için kalkıp gitmesi için Kamaniçe kumandanlığı tevcih ile ferman gönderildiği gibi Rumeli eyaletini Nefir-î âm hükümleri gönderildi.
'Yeni Serdar Arap Recep Paşa, Yeğen Osman Paşa üzerine giderken Filibe'ye geldiği zaman Yeğen'in kız kardeşinin oğlunu yakalayıp öldürdü ve sonra Sofya sahrasında vaziyet almış olan Yeğen Osman Paşa üzerine yürüdü; Yeğen Osman Paşa Sofya'yı işgal etmek istediyse de muavvaf olamadı. Recep Paşa'nın gelmekte olduğunu haber alınca etrafındakiler dağılıp kendisi ve leventlikten paşa olmuş taraftarları ve bin kadar adamıyla kalıp, şehir köy ve Niş'ten, Kosova ve ipek taraflarına kaçıp yanındaki kalan kuvvetleri de dağıla dağıla nihayet maiyeti ile İpek kasabasında yakalandı ve dayısı Veli Paşa ile Yadiğar oğlu Mustafa Paşa, Uzun Mehmet Paşa, Nişancı Mehmet ve Reis-sül-Küttâbı Akli Mehmet ve Çavuş Başıvekili Mahmut ve saireleriyle beraber başları kesilüp düşman karşısındaki tehlikeli gailesi ortadan kalktı.
'Taşra İdaresi yanında savaşlar içinde önemi ve değeri anlaşılan ayanlar, 1726'dan itibaren Bab-ı Ali tarafından beylerbeylik ve sancak beyilik gibi vazifelere tayin edildiler.'
'XVII.yüzyıl ortalarında 1 has, 19 zeamet ve 731 tımarı bulunan Bozok'tan sefer zamanı sancakbeyinin askerleri ve tımarlı sipahilerle birlikte 1.100 kişilik bir kuvvet cepheye gönderebilmekteydi. Sancağın kazaları, Sorgun, Akdağ, Hüseyinova, Budaközü, Beşiközü, Kızılkocalu, Gedük, Çubuk, Emlak, Boğazlıyan Süleyman Segir ve Han-ı Cedit'ten ibaretti. Bozok bölgesinde yaşayan halk eşkıya ve aşi konar göçerlerden oldukça zulüm ve zarar görüyorlardı. Bunun üzerine xvıı.yüzyıl sonlarında Mamalu aşife Bozok'u eşkiyadan korumakla görevlendirildi. 1715-1718 yıllarına gelindiğinde ise kapısız leventler bölgede eşkıyalık faaliyetini sürdürüyordu.'
Bozok sancağında durum böyle iken ayan ve eşraftan belli başlı kimseler olarak 'Mamalu oymağına mensup Ömer Paşa Çorum Sancakbeyliğini1718-1724' 'Çapanlardan Ömer Ağa, Akşehir sancağı mutasarrıflığını 1704'te, Ahmet Ağa Bozok sancağı mütesellimliğini 1727'de ellerinde bulunduruyorlardı.'
'Çapanoğlu Ahmet Ağa (Paşa)'nın Bozok'ta hakimiyet kurması (1728-1765), Ahmet Ağa, 1728'de Yeni İl has voyvodalığını işgal etmekteydi. (voyvodalık xvııı. Yüzyılda Anadolu'da yaşayan konargöçerlerin inzibatını sağlamak ve vergilerini toplamakla vazifeliydi ve bu makama geçiş iki zümre mensubuna açıktı. Bu zümrelerden biri oymakların bağlı bulundukları sancakbeyinin gediklileri olup diğeri yerli ayanlardı). Başarılı hizmetlerinden dolayı ayrıca 1732'de Mamalı Türkmeni Voyvodalığına getirildi. 1741'de Bozok Sancağı Voyvodası olarak görüyoruz.'
Bu etkileşim ve gelişmeler XVIII. yy'ın ilk yarısı içinde yakın çevremizde, Hüseyinabad (Alaca) ve köylerinde zorunlu iskân faaliyetini yoğunlaştırıyor ve zaruri kılıyor. (Amaç konar göçerlerin zararını ve şekâvet olaylarını azaltmaya yönelik)'Çapanoğlu Ahmet Ağa çalışmalarıyla 1761'de Sivas valisi oldu' 'Çorum Sancağı kendisine arpalık verildi. (Çorum Peykeroğullarına rağmen)
'Ahmet Ağa oğlu (Çapanlı) Mustafa Beyi (Bozok sancağı mutasarrıfı ) Bozok'un başında görüyoruz. Ancak canik rekabeti içinde Canikli Mikdat Ahmet Paşa, Mustafa Bey topraklarına saldırarak 2-11 Eylül 1779 Alaca'ya kadar ilerledi. Mustafa Bey başarıyla direndi ve onu Zile yakınındaki Geldiklan mevkiinde yendi.' 'Aradaki rekabet ve geçimsizlik devam etti'
'Çapanoğulları imar faaliyetleri ile geliştirdikleri Yozgat'a bir şehir hüviyeti kazandırmışlardı. Mustafa Bey aradan uzun bir zaman geçmeden H.1196 Cemaziyel-evvel / M.1782 Nisan'ında köleleri tarafından katledildi.'
'Şüphe yok ki Çapanoğullarının en parlak ve ihtişamlı devri, 1782-1813'e kadar süren Süleyman Bey zamanıdır. Süleyman Bey'in akıllı, tedbirli, fırsatlardan istifade etmesini bilen ve Bab-ı Aliye karşı umumiyetle itaatli siyaseti, Çapanoğullarının nüfuzunu Bozok dışında Çankırı, Amasya, Şarkî Karahisar, Sivas, Kayseri, Halep, Adana, Tarsus, Konya Ereğlisi, Niğde, Kırşehir ve Ankara'ya kadar yaymış tesirlerini Çorum, Maraş, Ayıntap ve Rakka'ya hissettirmiştir.
1.Mahmut 1812'den itibaren merkezileştirme siyasetini uygulamaya başladığında, 1813'te Süleyman Bey'in ölümünü fırsat bilip Çapanoğulları'nın Bozok'taki idari nüfuzuna son vermiştir. Böyle olduğu halde, Çapan 1832-1833 yıllarında orduları Anadolu'nun büyük bir kısmını ele geçiren Kavalalı M. Ali Paşa'ya (Mısır Valisi) karşı devlete sadakattan ayrılmadı.Tanzimat devrinde, Çapanoğullarından Mehmet Celalettin Paşa gibi bazı kişiler Bozok'ta idarecilik yapmak istemişlerdir. Onlara bu imkan bazen tanınmakla beraber tutunamamışlar 1846'dan sonra Bozok Çapanoğulları dışında tayin edilen Kaymakamlarla idare edilmiştir.'

'19. Yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğunda ilk nüfus sayımının yapıldığı 1832 yılındaki eyalet ve sancak sınırları incelendiğinde Çorum sancağının eyaletin batı sınırında bulunduğu görülür. Bu nedenle sancağın sınırları 19. yy boyunca yönetim kademelerinde sık sık görülen değişikliklerden oldukça etkilenmiştir. İlk nüfus sayımından hemen sonra yapılan değişiklikle Sivas eyaletinden alınarak Ankara'ya bağlanmış 1836'ya kadar Ankara Sancak merkezine bağlı olarak kalmış, bu tarihte Sivas'tan alınarak Ankara'ya bağlandığını ve 1843 tarihinde İsmet Paşa'nın Ankara, Çankırı ve Çorum sancakları mutasarrıflığına tayin edildiği yazılmaktadır.
Aynı kaynakta 1856 tarihinde Rıdvan Paşa'nın Çorum ve Kayseri sancakları mutasarrıflığına 1858 yılında ise Elhac Mustafa Asım Paşa'nın Çorum ve Amasya sancakları mutasarrıflığına getirildiği belirtilmektedir. Bu açıklamalar bize Çorum'un 1864 tarihli Teşkilatı Vilayet Kanunnamesinin çıkarılmasına kadar sancak merkezliğini koruduğunu göstermektedir.
1864 yılında çıkarılan Teşkilatı Vilayet Nizamnamesi Çorum Sancağı için bazı değişiklikler getirilmiştir. Çorum'un kazaları olan İskilip Çankırı sancağına, Osmancık Amasya'ya, Çorum'da kaza haline getirilerek Sungurlu ile birlikte (dolayısıyla Alaca dahil) Yozgat sancağına bağlanmıştır. 1867 tarihinde düzenlenen bir vakfiyeden de anlaşıldığına göre Çorum bu tarihte Ankara vilayetine bağlı Yozgat sancağının bir 'kaza merkezi' dir.
1891 yılında Yozgat sancağından Sungurlu; Kastamonu Vilayetinden İskilip ve Amasya Sancağından Osmancık kazalarının birleştirilmesiyle Çorum yeniden 'sancak merkezliğine' yükseltilmiştir. 1894 yılında yayınlanan Salnâme-i Devleti Aliyye-i Osmaniye'de Çorum 'Sancak' olarak gösterilmekte, ancak kazaları belirtilmemektedir. Bunun nedeni de henüz sancak örgütünün tamamlanmamış olması ve Çorum'a yalnızca bir 'mutasarrıf' gönderilmekle yetinilmesidir.1895 yılında ise örgütlenme tamamlanmış ve Çorum Sancağı Tablo 1'de görülen yapıya ulaşmıştır.
Tablo (1): 1895 yılında Çorum'a bağlı kaza nahiye ve köyler.

KazalarNahiyeler 
Bağlı köylerin sayısı
Çorum(merkez) ---- 185
Hüseyinabat 87 ----
Sungurlu ---- 104
İskilip ---- 115
Osmancık ----49
Kargı 34 ----
Toplam: 42574

Kaynak: H.T. Dağlıoğlu Çorum Vilayetinin Mülki Taksimatına Kısa Bir Bakış, Çorumlu, sayı 33 (1942), s.1014) 'Çorum kenti 16. Yüzyılın ikinci yarısında ve 17.yüzyıl başlarında eşkıyalık olayları nedeniyle zor dönemler yaşamıştır. Daha 1560 yılında, Çorum Sancak Bey'i Divan'a yolladığı şikayetinde, bu sancakta hırsız ve eşkiyanın çok yoğun bulunduğunu, suçlular izlendiğinde diğer sancaklara kaçtıklarını belirtmekte ve onların oralarda izlenmesi için kendisine yetki verilmesini istemektedir. 1568 yılında da Sivas, Amasya, Şarkî Karahisar ve Çorum taraflarına buğday ve un toplamak ve kıtlık bölgeleri Kefe, Bağdat, Hicaz bölgelerine gönderilmek için memur yollamış, ancak büyük güçlüklerle karşılaşılmıştır. Yönetim yapısında bu dönemde ortaya çıkan en belirgin örneği, 1574-1577 yılları arasında çok kısa bir dönemde, Çorum'da üç sancakbeyinin(Mahmut Bey, Yusuf Bey, Hacı Ahmet Paşa) değişmiş olmasıdır.
Merkezi yönetimin zayıflaması sonucu ortaya çıkan bu tür olaylar özellikle 16. yy'ın sonunda Celali İsyanları sırasında büyük yoğunluk kazanmıştır. Çorum-Amasya-Tokat üçgenini içine alan Yeşilırmak bölgesinde birbirine yakın zengin kasaba ve kentlerin bulunması, zengin vakıflarca beslenen medreselerin kalabalık öğrenci gruplarının buralarda birikmesine neden olmuştur. 16. yy'ın ikinci yarısı boyunca 'Suhte' (medrese öğrencisi) ayaklanmalarının en yoğun biçimde ortaya çıktığı bölgelerden biridir. Örnek; Çorum'un Osmancık kazası kadısı bir suhte bölüğünün yolları kesip, salgınlar saldığını merkeze bildirmiştir.
16.y.yılın sonunda ise Canfedaoğlu'nun yönetiminde bulunan Altı-bölük sipahileri Çorum ve çevresinde korku ve baskı yarattılar. 1595 yılında Canfedaoğlu işlediği suçlardan dolayı Çorum'da idam olundu. 17.y.yılın başlarında Çorum kadısının bu eşkıya ile birlikte hareket ettiği görülmektedir. Halkın ürünü zorbalar tarafından atlarına yem yapılmış, dizdara zorla açtırılan kalede yığılı buğday, arpa ve diğer ürünler ve emanete konan mallar yağma edilmiş, kentteki müderris, eski kadı gibi zengin kişilerin paraları alınmıştır.
Devlet yöneticileri karayazıcı gibi eski bir Celali'ye yönetim görevi vermekle ayaklanmaları önlemeye çalıştıysa da bir sonuç alamadı. 1601'de karayazıcı Çorum Sancakbeyi olduğu sıralarda eşkıyalık olayları bütün hızıyla devam ediyordu. Aynı yılda Celali liderlerinden Deli Hasan, büyük Celali kitleleriyle Çorum'dan geçip Ankara'ya gitti ve kenti kuşattı, 1604'de ise Tavil Halil yönetimindeki Celali Sekbanları Çorum başta olmak üzere çevre sancakları yakıp yıktılar. Bu olaylar sırasında halktan alınan ağır vergiler nedeniyle kentin ekonomik durumu iyice bozuldu.
Sık sık yönetici değiştirilmesi halkın da bundan büyük zarar görmesi kaçınılmaz sonuçtur. Hatta bazı yazarlar tarihte birçok eşkıyanın uğrağı olması nedeniyle Çorum'a 'Celali yatağı' adının takıldığından bile söz etmektedirler.
Sivas Valisi Vezir Süleyman Fevzi Paşa'nın 1792 yılında İstanbul'a gönderdiği bir 'tahribat suretinden' anlaşıldığına göre 18.y.yıl sonunda da Çorum ve çevresi hala isyan ve ayaklanmalara sahne olmaktaydı, ancak devlet bu olayları bastırmakta başarı sağlayamıyordu. Benzer sorunlar 19.yüzyıl başlarında da görülmektedir. Kayıtlardan 1812 yılında İçel sancağı mutasarrıflığına tayin edilen Abidin Paşa'nın Çorum'a gitmek istemediği, buna neden olarak da Çorum ve çevresinin Cabbarzadelere (Çapanoğullarına) 'Malikane' olmasını gösterdiği anlaşılıyor.
Çorum ve çevresinin Caniklilerle, Çapanoğulları arasında mücadele sahası olması bölgeyi yaşanılması güç bir alan haline getirmiştir. Eşkiyanın sürekli faaliyet göstermesi ve nüfus sahibine, güce göre sürekli yön değiştirip Canikliden kaçanların Çapanoğullarına, Çapanoğullarından kaçanların da Caniklilerce kollanması, olayların üstüne gidilmesini, çözümünü engellenmekte halk daha çok zarar görmektedir.
'Çorum kentinin 16. yy'dan başlayarak yaşadığı deprem, su baskını, kıtlık... gibi afat olayları' kent çevresinde zarara nüfus hareketliliklerine, yıkma yeniden yapılaşma ve iskana nedenlerdendir. 'Örneğin; 1578'de meydana gelen depremde bir çok yapı yıkılmıştır. Çorum Sancakbeyi Gülabi Bey'in yaptırdığı camii 'tahta kale' ve diğer dükkânlarda bulunmaktadır. 17.yüzyılın sonu ile 18. Yüzyılın ilk yarısında ise kent ve çevresinde; 192, 1729, 1733, 1734 ve 1758 yıllarında önemli depremler olduğu, özellikle 1758 yılında depremin yanısıra kıtlığın baş göstermesi insanların ve hayvanların ölmesine yol açtığı, Yusuf Bin Abdullatifin el yazması notlarından aktarılmaktadır. (Dipnot. 63) 1786'da Ulu cami harap olmuştur. 1793'de 800'den fazla nüfus göç etmiştir. 1800 tarihli depremde ise 800 ev oturulamayacak hale gelmiş, halk çadırlarda hayatını sürdürmüştür. 19.yüzyılda meydana gelen (1824) de deprem çok uzun sürmüş halk büyük zarar görmüştür."
Konar-göçer hayatı yaşayan kırsal nüfusun 17.yy sonlarından başlayarak yerleşik düzene geçirilmesi için devletin büyük çaba içine girdiğini biliyoruz. 'Bu hareketin arkasında konar-göçer nüfusun merkezci bir devlet düzeni ile bağdaşmayan yaşama tarzı biçimleri nedeni ile yerli halka zarar vermelerini önleme, harap ve boş yerleri yeniden kullanıma ve tarıma açma, yerleşik nüfusu ekili topraklarını ve hayvanlarını koruma gibi nedenler bulunmaktadır. 1698'den başlayarak yerleştirilmiş aşiretler arasında Cerit, Mamalu, Dedeşlü, Selmanlı, Karakeçili, Alamaslı, Cihanbeyli, Kangal, Alembeyli, Bozdoğan başta gelmektedir. 1785 yılından sonra ise Çorum çevresinde gezgincilikten kurtulan ve geniş bir alana yerleşerek en çok köy kuran aşiret ise (Dedeşlü) Dedesli'dir. Alaca çevresinde ise Mamalı, Ceritler vb.
Bütünlük içinde çeşitli nedenlerin neticesinde karşımıza çıkan bu durumun bir başka boyutu da dış etmenlere dayalı bölgeye sevkedilen 'göçmen'lerdir. 18.yüzyılın sonu ve 19.yy'ın içinde çeşitli zaman aralıkları ile 20.yüzyıla aktarılarak devam ede gelen göçlerle bölgenin hemen her göç hadisesinde iskana açılması 1950'lere kadar devam ederek Alaca (Hüseyinova)'nın yerleşim, mahalle ve köylerinin şekillenip oluşumunda etkili olmuşlardır.
1785 Kırım ve Balkanlar, 1828-1829 Balkanlar, 1861-1864, Kafkasya, 1878-1878 (93 Harbi) Osmanlı Rus Savaşı sonrası Balkanlar, Kafkasya, Ahıska, 1912-1913 Balkan Savaşları sonucu Balkanlar 1914-1918 I. Dünya savaşı sırasında Mısır-Suriye, Irak-Kafkasya- Balkanlardan 1923 Lozan sonucu nüfus müdahalesi ile yapılan göçlerden Çorum ve çevresi dolayısı ile Alaca
(Hüseyinova) ve köyleri nasibini almıştır. Örnek: Alaca (Hüseyinova) da Mahalle-i Cedid'e yeni mahallelerin eklenmesi, Tatar, Muhacir, Çerkez ve yeni Türkmen köylerinin kurulması gibi.
Açacak olursak (Kalecikkaya, Dedepınar, Yağlıçal, Beşiktepe, Gerdekkaya, Fakılar, Kuyluş, Kızılyar, Örükaya, Kapaklı, Altıntaş, Seyitnizam, İbrahim Köyü, Kayabüğet, Dereyazıcı, B.Keşlik... vb) Bu örnekler, köylerle ilgili araştırma neticeleriyle çoğaltılabilir.